Almanya’da Türk, Türkiye’de Alman: İki Ülke Arasında Bir Hayat
Bazen Almanya’da “Türk” olmanın ne anlama geldiğini, bazen Türkiye’de “Alman gibi” görülmenin nedenini düşünüyorum.
Aslında ikisi de doğru. Çünkü iki ülkenin arasında büyüyen herkes gibi, ben de iki dünyanın karışımıyım:
Bir yanım düzen, plan, sistem sever —
diğer yanım spontane, sıcak ve sezgisel.
Arada Kalmak Değil, İki Yerde Birden Var Olmak
Uzun yıllar Almanya’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye göç etmek, bana sadece coğrafya değil, kimlik değişimi de getirdi.
Orada “Zehra, Türk kökenli”ydim; burada “Almanya’dan gelen Zehra”.
İlk başta bu tanımların arasında sıkıştım.
Ama zamanla fark ettim ki aslında bu bir eksiklik değil, tam tersine bir zenginlik.
İki ülkenin ritmini, dilini ve insan ilişkilerini anlamak; arada kalmak değil, arada köprü olmak demekti.
Almanya’da Türk Olmak
Almanya’da büyümek, sana “zamana saygı”yı, “sözün ağırlığını” ve “sistemin güvenini” öğretir.
Ama bazen de fazla ciddiyetin, fazla kurallılığın içinde kaybolursun.
O yüzden Türk tarafım hep bana sıcak bir alan açtı:
“Tamam, plan yapmak iyidir ama içinden geldiği gibi de yaşa.”
Lingozet’i kurarken bu iki yanımın dengesini kurdum aslında.
Ne sadece Almanya gibi katı bir sistem,
ne de sadece Türkiye gibi esnek bir yaklaşım…
İkisini dengeleyen bir danışmanlık dili yarattım.
Türkiye’de Alman Olmak
Türkiye’ye gelince fark ettim ki, sistemli ilerlemek bile bazen garip karşılanabiliyor.
“Niye bu kadar detaylı ilerliyorsun?”
“Her şeyi neden yazıya döküyorsun?”, ‘Neden hep sistem?’
Oysa Almanya’da bu, saygının göstergesiydi.
Buradaysa bazen mesafe olarak algılandı.
Ama yine de değişmedim — çünkü biliyorum ki iki kültürün en güzel yanlarını bir arada yaşamak mümkün.
İki Kimlik, Tek Bütün
Ben artık kendimi “iki ülke arasında kalmış” değil,
“iki ülke arasında bağ kurmuş” biri olarak görüyorum.
Çünkü köprü olmak, iki tarafı da tanımayı, anlamayı ve birleştirmeyi gerektiriyor.
Tıpkı bugün LingoZet’te yaptığım gibi:
Bir tarafında Almanya’nın düzeni, diğer tarafında Türkiye’nin enerjisi.
Ve ortasında —
ben, iki dünyayı birbirine tercüme eden bir dil olarak.
Bu yazı sadece bir kimlik hikayesi değil; aynı zamanda göç, aidiyet ve güven üzerine bir farkındalık yazısıdır.
Belki de arada kalmak değil, iki yere birden ait olmayı öğrenmek en güzel göç deneyimidir.
Zehra Şentürk Yavuz – Lingozet Kurucusu
20.10.2025
