Türk Şirket Türk Çalışan Sorunsalı

Türk Şirket Türk Çalışan Sorunsalı

Türk Şirket Türk Çalışan Sorunsalı

Almanya’da Türkler Neden Birbirine Güvenmiyor?

Almanya’da yıllardır dikkat çeken ilginç bir durum var. Türk çalışanların önemli bir kısmı Türk şirketlerinde çalışmak istemiyor. Aynı şekilde birçok Türk işveren de Türk çalışanlarla çalışmaya mesafeli yaklaşıyor. İlk bakışta bu durum oldukça tuhaf görünüyor. Sonuçta aynı dili konuşan, benzer kültürel kodlara sahip ve benzer göç hikâyelerini paylaşan insanların birbirlerine daha fazla güvenmesi beklenir. Fakat sahadaki gerçeklik çoğu zaman bunun tam tersini gösteriyor.

Bir Türk işverenle konuştuğunuzda genellikle benzer şikâyetleri duyarsınız. Çalışanların uzun süreli düşünmediğini, sık iş değiştirdiğini, kurallara bağlı kalmakta zorlandığını veya iş ilişkilerini profesyonel zeminde sürdürmediğini söylerler. Çalışan tarafına geçtiğinizde ise bambaşka bir hikâye dinlersiniz. Türk şirketlerinde kuralların net olmadığından, kişilere göre farklı uygulamalar yapıldığından, profesyonellikten çok duygusal ilişkilerin belirleyici olduğundan şikâyet ederler. İlginç olan şu ki iki taraf da kendi yaşadığı deneyimlerden hareketle konuşur ve çoğu zaman kendi açısından haklıdır.

Sorun aslında kötü deneyimlerin yaşanması değil, bu deneyimlerin zamanla genelleştirilmesidir. Bir çalışan kötü bir işverenle karşılaştığında bunu sadece o kişiye veya şirkete bağlamak yerine bütün Türk şirketlerine mal edebiliyor. Aynı şekilde bir işveren de yaşadığı birkaç olumsuz tecrübeyi tüm Türk çalışanlara yayabiliyor. Böylece bireysel olaylar zamanla kalıcı algılara dönüşüyor. Bir süre sonra insanlar yeni bir ilişkiye başlarken karşısındaki kişiyi tanımadan peşin hüküm vermeye başlıyor.

Bugün Almanya’daki Türk toplumu içerisinde ciddi bir güven yorgunluğu yaşandığını düşünüyorum. İnsanlar artık birbirlerine güvenerek değil, birbirlerinden şüphe ederek ilişki kuruyor. İşveren kendini korumaya çalışıyor, çalışan da aynı şekilde kendini korumaya çalışıyor. Herkes geçmişte yaşadığı olumsuzlukların tekrar etmesinden çekiniyor. Sonuçta ortaya çıkan şey ise güçlü bir dayanışma kültürü değil, karşılıklı mesafe oluyor.

Oysa dünyanın farklı ülkelerindeki göçmen topluluklarına baktığımızda başarılı örneklerde ortak bir özellik görüyoruz. İnsanlar birbirlerine körü körüne güvenmiyorlar, ancak birbirlerine fırsat vermeyi ve profesyonel ilişkiler kurmayı başarıyorlar. Birbirlerinin hatalarını görmezden geldikleri için değil, ortak kurallar ve ortak değerler etrafında hareket ettikleri için güçlü ağlar oluşturabiliyorlar. Dayanışma, liyakati bir kenara bırakmak demek değildir. Dayanışma, güvenilir ve yetkin insanlara kapıları kapatmak yerine açabilmektir.

Belki de artık “Türk çalışan mı sorunlu, Türk şirket mi sorunlu?” sorusunu sormaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü bu sorunun kimseye faydası yok. Asıl sorulması gereken soru, daha profesyonel, daha şeffaf ve daha güvenilir bir çalışma kültürünü nasıl oluşturabileceğimizdir. Güven kendiliğinden ortaya çıkmaz. Adil kurallarla, verilen sözlerin tutulmasıyla ve insanların birbirlerine karşı tutarlı davranmasıyla inşa edilir.

Almanya’da yaşayan Türklerin önündeki en büyük engellerden biri belki de artık dil değil, diploma değil, bürokrasi de değil. Birbirimize duyduğumuz güvenin aşınmış olmasıdır. Bu güven yeniden inşa edilmediği sürece hem çalışanlar hem işverenler kaybetmeye devam edecek. Çünkü güçlü topluluklar, birbirlerine benzeyen insanların bir arada yaşamasıyla değil, birbirlerine güvenebilen insanların birlikte hareket edebilmesiyle ortaya çıkar.

Zehra Şentürk Yavuz

07.05.2026

Bu kapanacak 0 saniye

Bu kapanacak 0 saniye